HIZLI TEKLİF ALIN
 
 
 
 


İshan Sigorta Haber > RECEP KOÇAK İLE 1 NİSAN'DA YÜRÜRLÜĞE GİREN KASKO POLİÇELERİNİ KONUŞTUK.

Beğen / Favorilere Ekle

TÜRKİYE REASÜRANS VE EMEKLİLİK ŞİRKETLERİ BİRLİK BAŞKANI SN. RECEP KOÇAK, SİGORTA SEKTÖRÜNÜ VE 1 NİSANDA YÜRÜRLÜĞE GİREN YENİ KASKO POLİÇELERİNİ ANLATTI!...
OTO KAZA SİGORTASI
Hemen Başvur


Birliğin yeni yapısından ve faaliyetlerinden bahsedebilir misiniz? TSRSB Başkanlığı döneminizdeki hedefleriniz nelerdir?

Biliyorsunuz ki son yapılan seçimle birlikte bireysel emeklilik iş ve işlemleri de Birliğimiz çatısı altına girdi. Her ne kadar tüm emeklilik şirketleri sigortacılık iş ve işlemleri dolayısıyla üyemiz olsa da, bundan böyle tüm işlemleri ile Birliğimiz çatısı altında yer alacaklar. Bu anlamda oldukça heyecanlıyız. Esasında biz bu yeni yapıyı tasarlarken, Birlik Yönetim Kurulunda yönetim yapısını da tasarladık ve bu yapıyı kanun maddesine yerleştirdik. Hayat dışı ile Hayat / emeklilik alanlarına ilişkin iki ayrı komite var ve bunların üzerinde, bu komitelerin kendi içlerinde seçmiş oldukları Başkanları ve birer üyeleri ile Birlik Yönetim Kurulu (Birlik Başkanı ile birlikte) beş kişiden oluşuyor. 
Yeni yönetim şekli çok daha fazla üyemizi kucaklıyor. Birlik çatısı altında, Yönetim Komitelerinde 18 üyemizin sesi duyulacak. Ancak burada şunu ifade etmeliyim ki; asla bununla yetinmeyeceğiz. Sık sık tüm üyelerimizle toplu halde ve gruplar halinde bir araya geleceğiz. Bu bir araya gelmeler sadece kendi aramızda değil, kamu kurum kuruluşları ile birlikte de olacak. Bu şekilde, biraz evvel de bahsettiğim gibi bıkmadan, usanmadan sorunlarımızı anlatarak ki bu sorunlar sadece bizim sorunlarımız değil, tüm vatandaşlarımızın sorunlarıdır, trafik sigortasındaki tedavi yükümlülüğünün SGK tarafından yerine getirilmesi gibi. Bu uygulama vatandaşlarımızın mağduriyetlerini gidermek için yapıldı. Ancak beraberinde farklı sorunlar da ortaya çıktı. Bunu da konuşarak, anlatarak çözebileceğimizi düşünüyorum.

Her şeyden önce sektörün öneminin kamuda daha fazla hissettirilmesi için gerekli çalışmaları yapacağız. Milli gelirin 30 katı büyüklüğünde teminat sağlayan bir sektörün farkındalığının kamu nezdinde çok iyi algılanması gerekir. Kamu derken sadece Hazine Müsteşarlığını kastetmiyorum. Gelir İdaresi Başkanlığından Emniyet Genel Müdürlüğüne, Çevre Bakanlığından Sağlık Bakanlığına kadar tüm kamu kurum ve kuruluşlarını kastediyorum.

Tüm şirketlerin Birlik çalışmalarına aktif katılımını sağlamaya çalışacağız. Birlik bütçesinin özellikle sonuç alınacak şekilde etkin ve rasyonel kullanılmasına gayret edeceğiz. 

Buradan vereceğim mesaj sadece Birlik üyelerine değil, tüm paydaşlaradır. Sigorta acentelerine, sigorta brokerlerine,  sigorta eksperlerine, şirketlere ve sigortalılara... Şunun çok iyi bilinmesi gerekir: Hepimiz aynı gemideyiz, güçlenerek yolumuza devam etmeliyiz. Ancak böyle olduğu takdirde tüm paydaşlar bundan kazançlı çıkacaklardır.

Türkiye’ deki sigortalı potansiyelini yurt dışındaki ülkelere göre değerlendirebilir misiniz? 

Türkiye'de sigorta sektörünün son yıllardaki sektörü geliştirmeye ve iyileştirmeye yönelik yasal düzenlemelere karşın dünya ile kıyaslandığında çok geri durumda olduğu görülmektedir. Ülkemizde toplam sigorta prim üretiminin GSYİH'ya oranı yüzde 1.3 seviyesinde. Bu oran gelişmekte olan ülkelerde bizim iki katımızın üzerindedir. Gelişmiş ülkelerde ise toplam sigorta prim üretiminin GSYİH’ya oranı % 8,7. Yani gelişmiş ülkelerdeki prim üretiminin GSYİH’ya oranı Türkiye’nin yaklaşık 7 kat üzerinde.

Aynı durum kişi başı prim üretiminde de görülüyor. Türkiye'de 2011 yılında kişi başına 136 dolar prim ödemesi söz konusu iken, gelişmekte olan ülkelerde 627 dolar, gelişmiş ülkelerde ise kişi başına prim ödemesi 3 bin 527 dolar. 

Türkiye, dünyanın en büyük 17. ekonomisi olmasına karşılık prim üretimindeki yerimiz 38. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı sigorta sektörü matematiksel bir büyümeyi öngörüyor. Ki bizim de öngörülerimiz gelecekte sigorta pazarının ülke ekonomisi ile aynı büyüklüğe erişeceği yönünde. 2023 yılı hedefi hayat dışı prim üretiminde dünya sıralamasında 16. sıraya yükselmek.

Türk sigorta sektörüne yabancı yatırımcı ilgisi sürer mi? 

Bugün hayat dışında faaliyet gösteren 35 şirketin 22’si yabancı menşeili ( sermayeli ) şirketler. 2006 yılında Başak Sigorta’nın özelleştirilmesiyle birlikte bugüne kadar 12 şirketin yabancılara satışı gerçekleşti. Hali hazırda hayat dışında faaliyet gösteren şirketlerin % 63’ü yabancı şirketlerden oluşuyor. Yabancı şirketlerin ödenmiş sermaye içerisindeki payı da % 67 civarında. Pazar payına baktığımızda ise Türk sigorta sektörünün % 57’sine hakimler. 

Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, Türk sigorta pazarının gelişmiş ve hatta gelişmekte olan ülke piyasalarının hacimsel büyüklüğüne erişebilmesi için zamana ihtiyaç var. Yani Türk sigorta pazarının büyüme potansiyeli var.

Avrupalı sigorta şirketlerinin kendi ülkelerinde artık büyüyememeleri, Türkiye’de sigortacılığın GSYİH’deki payının düşük olması, Türk sigorta sektörünün uzun vadede istikrarlı bir piyasa olması ve büyüme fırsatları sunması yabancı yatırımcılara bugün ve gelecekte çok cazip gelmekte. Bunun yanında Türk sigorta sektörü mevzuatlarının AB mevzuatlarına yakınlığı, Türkiye’nin coğrafi avantajları ve küresel krizden en az etkilenen ve bu süreçten en karlı çıkacak ülkelerden biri olması da ülkemizi tercih edilebilir kılıyor.

Sektörel aktörlerin rol dağılımları ve gerekli mevzuatların hayata geçmiş olması gibi düzenlemeler ve Türk sigorta sektörüne özgü olumlu beklentiler, yabancı yatırımcıların ilgisinin her geçen gün artmasını beraberinde getirmekte ve bu durum yerli sigorta şirketlerinin de güncel ve ileriye dönük değerini artırıcı unsur olmakta.

Zorunlu Trafik sigortalarında ciddi fiyat artışları bekleniyor, bunun nedenleri hakkında bilgi alabilir miyiz?

Karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası ülkemizde uygulamaya alınan ilk zorunlu sigorta olup, aynı zamanda sigortalılık oranı en yüksek olan zorunlu sigortalardan bir tanesidir. Kamuoyunda "zorunlu trafik sigortası" olarak bilinen söz konusu sigorta ürünü, hayat dışı toplam prim üretiminde yaklaşık % 19, toplam prim üretiminde ise % 16 oranında bir paya sahiptir. 

Sigorta şirketlerinin tahsil ettikleri primlerle bir havuz oluşturulmakta ve bu havuzdan kanunda belirlenen tazminatlarla diğer masraflar karşılanmaktadır. Durum böyle olmakla birlikte, oluşturulan havuzdaki tutarlar, maalesef tazminatlarla ve yapılan giderlere yetmemektedir. 2012 yılının ilk dokuz ayı sonunda hasar ve masrafların kazanılan prime oranı %135’dir. Diğer bir deyişle, trafik sigortasında tahsil edilen her 100 TL karşılığında sigorta şirketleri, 105 TL tazminat, 30 TL tutarında genel giderler ve acente komisyonları gibi masraflar olmak üzere toplamda 135 TL tutarında gidere katlanmaktadırlar. Bu yetersizlik nedeniyle, 2012 yılının ilk dokuz ayında trafik sigortasında 652 Milyon TL zarar edilmiştir. Bunun üzerine prim artırımı kaçınılmaz bir hal almış olup, bu artışa neden olan faktörleri şöyle sıralayabiliriz:

Zarar 

Prim artırımını mecbur kılan hususların başında, sigorta şirketlerinin 2006 yılından bu yana zarar etmesi, diğer bir deyişle oluşturulan havuzun gelirleri ile giderleri arasındaki farkın sigorta şirketlerinin özsermayelerinden karşılanması geliyor. Rekabet nedeniyle fiyatlamada yaşanan sorunlar yanında, özellikle maddi hasarlı kazalarda tarafların kendi aralarında anlaşarak tutanak düzenlemelerine olanak veren düzenleme sonrası ortaya çıkan tazminat taleplerindeki artışlar da zarara neden olan faktörler olarak karşımıza çıkıyor.

Yedek Parça ve Tamir Fiyatlarındaki Artışlar

2013 yılına kadar trafik sigortasının ortalama poliçe primi yurtdışında uygulanan trafik sigortası primleri ile kıyaslandığında, ülkemizde uygulanan primlerin oldukça düşük olduğu görülmektedir. Tamir ücretleri ve yedek parça fiyatları geçtiğimiz yıllarda enflasyonun üzerinde artması maliyet artışlarının kontrol edilebilmesini daha da zorlaştırmıştır.

Trafik Kazaları Nedeniyle Ortaya Çıkan Tedavi Giderlerinin SGK Tarafından Ödenmesine Yönelik Olarak 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nda Yapılan Değişiklik

6111 Sayılı Kanun ile 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nda değişikliğe gidilerek trafik kazaları nedeniyle oluşacak sağlık giderlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödeneceği hükme bağlanmış, bunun bir sonucu olarak da tedavi teminatı verilen zorunlu sigorta primlerinin belirli bir kısmının Kuruma aktarılması yönünde bir düzenleme hayata geçirilmiştir. Kanun değişikliğine ilişkin çalışmalar esnasında gerek sigortacılık tekniği gerekse hukuka aykırılık gerekçeleriyle sektör olarak getirilmek istenen düzenlemeye itiraz edilmiş, tüm itirazlarımıza karşın düzenleme yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. İkinci yılını dolduran düzenleme kapsamında şirketler trafik kazaları nedeniyle SGK'nın ne kadar ödeme yaptığını bilememekte, buna karşılık olarak trafik sigortası primlerinin % 10'unu SGK'ya devretmektedirler.

Yargı Kararları

Yargıtay Hukuk Dairelerinin ve Mahkemelerin trafik sigortası ile ilgili olarak almış oldukları sigorta tekniği ile uyuşmayan kararlar ve yargıya intikal eden dosyalarda destekten yoksun kalma tazminatının hesaplamasında farklı kriter ve formüllerin kullanılması son derece olumsuz neticelere yol açmış ve mevcut zararı daha da arttırmıştır. Temennimiz ülkemizde uygulanan sistemin, SGK’ya devredilen sorumluluk gibi uygulamalar da dahil olmak üzere, uluslararası uygulamalara paralel düzenlemelerin hayata geçirilmesidir. 

Tüm bu faktörlerin bir sonucu olarak son altı yıllık sürece baktığımızda, trafik sigortasında şirketlerin her yıl zarar açıkladığı ve bu zararın giderek daha da arttığı görülmektedir. Bahsi geçen 6 yıllık dönemde sigorta şirketlerinin açıkladığı zarar tutarı toplamda 2.8 milyar TL'dir. Trafik sigortasının toplumsal işlevi dikkate alındığında, sigorta şirketleri ortaya çıkan bu zararı 6 yıl gibi uzunca bir süre sigortalılarına yansıtmadan çözmek konusunda tüm çabayı sarf etmişlerdir. Ancak 2012 yılının ilk dokuz ayında, trafik sigortasında ortaya çıkan 652 Milyon TL tutarındaki zarar, trafik sigortasının sürdürülebilirliği açısından başta prim artışı olmak üzere bazı önlemlerin alınmasının kaçınılmaz kılmıştır.

1 Nisanda yürürlüğe girmesi beklenen Yeni kasko sigortası genel şartlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeni kasko genel şartları ile ilgili olarak bir değişikliği zaten bekliyorduk, esasında bunu tüm genel şartlarla ilgili olarak da bekliyoruz. Bilindiği üzere Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun sigortaya ilişkin hükümleri 1 Temmuz 2012 tarihi itibariyle yürürlüğe girdi ve tüm genel şartların bu hükümlerle uyumlu hale getirilmesi gerekiyor.

Diğer taraftan, son yıllarda ortaya çıkan anlaşmazlıklara, yargıya taşınan ve kimi haklı kimi haksız bulunan taleplere yönelik olarak da burada çözüm üretilmeye çalışılmıştır. 

Kasko sigortası genel şartlarında yapılan değişikliklerde tüketici odaklı bir yaklaşım sergilenmiş ve sigortalı lehine düzenlemeler yapılmıştır.

Tüketici lehine yapılan bu düzenlemeleri;

-Ürün içeriğinin belirlenerek 4 ana ürün şeklinde kasko poliçesinin oluşturulması, 

-Poliçe üzerine sigorta bedelinin yazılmayarak hasar anında eksik sigorta uygulanmaması, 

-Hasar anında aracın rayiç bedelinin tespitinde, hangi kurumun değerlerinin referans alınacağının poliçe üzerinde belirtilmesi,

-Onarımın sigorta şirketinin mi yoksa sigortalının mı istediği serviste yapılacağı ile orijinal parça veya eşdeğer parça kullanımının poliçe üzerinde belirtilmesi,

şeklinde sıralayabiliriz.

Sigortalıların satın almış olduğu ürünü daha net anlaması ve diğer sigorta şirketlerinin ürünleri ile kolaylıkla karşılaştırabilmesi adına, tek tip poliçe şablonu belirlenmiş olup farklı içerikli kasko poliçeleri için, Dar Kasko, Kasko, Genişletilmiş Kasko ve Tam kasko ayırımına gidilmiş ve ürün isminin 16 punto ile poliçeye yazılması şartı getirilmiştir. 

Bu düzenlemelerle, sigortalılarımız, hasar anında alabilecekleri hizmetin niteliğini poliçeleştirme aşamasında belirleme imkanına sahip olmuşlardır. 

1 Nisan’da başlayacak yeni uygulama kasko sigortasında fiyatları artıracak mı? 

Bu konu bazı basın yayın organlarında da çok tartışıldı ve maalesef daha ürünler tasarlanmadan %50 gibi bir prim artışı olacağı yönünde haberler de yapıldı.  Hali hazırda farklı içerikteki ürünler sigorta şirketlerince vatandaşın tercihine sunulmakta olup, bu ürünlerin prim tutarları içeriğine göre de farklılık arz etmektedir.  Şu kadarını söyleyebilirim ki bugün sahip olunan bir poliçe, aynı teminat türleri ile yeni genel şartlar üzerinden yenilenecekse, prim bir önceki genel şartlara göre değişmeyecektir. Diğer bir deyişle, enflasyon, teknik zarar gibi nedenlerle eski genel şartlarda prim %5 artacaksa, yeni genel şartlarda da %5 artacaktır. Ancak farklı teminat türleri de talep edilirse prim doğal olarak değişecektir. Bu poliçe içeriğine göre değişebilir; prim azalabilir de artabilir de…

1 Nisan’dan sonra başlayacak uygulama ile gerek sigortalılar gerekse şirketler açısından neler değişecek? Ne gibi yeni uygulamalar gelecek?

Öncelikle Hazine Müsteşarlığı ürünleri dört ana gruba ayırdı ve tüm kasko poliçelerinin başına, poliçenin ait olduğu ürün adının başlığının 16 punto ile yazılmasını hükme bağladı. Bundan önce “kasko” kelimesinin başına istenilen sıfat koyulabiliyordu. Bundan böyle bir ürün ismi kirliliği yaşanmayacak. Bununla birlikte, teminat içeriklerini okuyarak poliçe alan, diğer bir deyişle ne aldığını bilen sigortalılar için hiçbir şey değişmeyecektir.

Genel şartlarda ürün başlıkları “Dar Kasko”, “Kasko”, “Genişletilmiş Kasko” ve “Tam Kasko” olarak belirlenmiştir.

Bu ürünlerin nasıl tanımlanmış olduğuna gelince; genel şartlarda 5 ana risk belirlenmiş olup bunlar;

Araçların birbiriyle çarpışması, 
Sabit veya hareketli bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar,
Üçüncü kişilerin kötü niyetli hareketleri sonucunda meydana gelen zararlar,
Aracın yanması,
Aracın veya araç parçalarının çalınması veya çalınmaya teşebbüs edilmesidir.
Bu beş teminattan bir kısmını kapsayan poliçelere “Dar Kasko”, beşini de teminat altına alan poliçelere ise “Kasko” poliçesi denecek.

Bir de ilave teminatlar var, bu teminatların sayısı ise 15; örneğin; deprem, sel, terör, sigaranın meydana getirdiği yanıkların dışında 11 teminat daha. İlk saydığımız beş teminatın tamamı ve bu 15 teminatın bir kısmına teminat sağlayan poliçeler “Genişletilmiş Kaskopoliçesi olacak. Son olarak Ana beş teminat ile ilave 15 teminatın tamamını korumaya alan poliçeler de “Tam Kasko” olacak. Sonuç itibariyle dört ana ürün ismi olacak ancak yine de poliçenin sağladığı teminatları okumanın son derece önemli olduğunun altını özellikle çizmek isterim.

Bir diğer önemli değişiklik, sigortalı poliçeyi alırken hasar halinde yapılacak tamiratların kendi belirlediği servislerde mi, yoksa sigorta şirketinin belirlediği servislerde mi yapılacağına ve bu tamiratlarda orijinal parça mı yoksa eşdeğer parça mı kullanılması istediğine karar verecek. Tabiî ki bu ürünlerin primleri de seçilecek ürüne bağlı olarak farklılık gösterecektir. 

Bunun dışında önemli değişikliklerden bir tanesi ise Sigorta Bedeli kısmında belli bir tutar yer almayacak olup poliçede “Sigorta şirketi aracı hasar tarihi itibariyle rayiç değerine kadar teminat altına almıştır.” ibaresine yer verilecektir. Diğer taraftan rayiç değerde esas alınacak referansa veya rayiç değerin hesaplama yöntemine de poliçede yer verilecek, bu yönde bir belirleme bulunmaması ya da belirlemenin somut olmaması durumunda Türkiye Sigorta Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği tarafından yayınlanacak liste esas alınacaktır. Bu düzenleme ile birlikte hasar durumunda eksik/aşkın sigorta uygulanmayacağı yönünde poliçeye not düşülmesi yönünde bir irade kullanılmış ve genel şart metninden eksik sigorta ve aşkın sigortaya ilişkin hükümler çıkartılmıştır.

Tazminatın ödeme süresine ilişkin olarak da genel şartlarda düzenlemeye gidilmiş ve sigorta şirketinin talep ettiği belgelerin kendisine eksiksiz olarak verilmesi ve zararın eksper vasıtasıyla tespiti kararlaştırılmış ise eksper raporunun tesliminden itibaren en geç 10 iş günü içinde tabiî ki ödemeye engel bir durumun bulunmaması halinde tazminat miktarının tespit edilip sigortalıya ödeneceği, tazminat ödeme borcunun her halde hasarın ihbarından itibaren 45 gün sonra muaccel olacağı hükme bağlanmıştır.

Kimilerinin söylediği gibi bugün kasko sigortasında fiyatlar çok mu yüksek? Yeni uygulama ile daha da mı yükselecek?

Şu anda kasko fiyatları yüksek diyebilmeyi çok isterdim, çünkü kasko fiyatları çok yüksek diyebilmek için sigorta sektörünün bu üründen, beklediğinin üzerinde bir kar elde etmesi gerekir. Maalesef durum bunun tam tersi durumda ve 2012 yılının ilk dokuz ayında karşı karşıya kalınan zarar 102 Milyon TL iken 2011 yılında bu üründen 191 Milyon TL, 2010 yılında ise 128 Milyon TL zarar edilmiştir. Bu sonuçlar da göstermektedir ki sigorta şirketleri her yıl bu kadar tutarı kendi öz kaynaklarından karşılamışlardır. Bu çerçevede bugün istenen primlerin çok yüksek olduğu realiteyle örtüşmemektedir.

Sigorta sistemi, primlerin bir havuza toplanarak bir fon oluşturulması ve ortaya çıkan zararların poliçe şartları kapsamında bu fondan karşılanması üzerine kurulmuştur. Sonuçta bu fonun hasarları ve havuzun giderlerini karşılaması gerekmektedir. Birkaç yıldır toplanan primler bu branştaki giderleri karşılayamıyor. Bunun iki çözüm yolu var; ya sigortalılarımız daha dikkat edecekler hasar tutarı azalacak ve açık kapanacak, ya da havuza daha fazla prim aktaracaklar. Bizim temennimiz doğal olarak hasarların azalması ve nispeten düşük primlerle daha fazla sigortalıya kavuşmak yönündedir.

Türkiye’ deki acente yapısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verilerine göre İstanbul’da yaklaşık 5 bin, tüm Türkiye’de ise 16 bin acente faaliyet gösteriyor. Bir acentede ortalama 3 kişinin çalıştığı göz önüne alınırsa sigortacılık sektörünün acentelik tarafında çalışanların sayısı 50 bine ulaşıyor. Buna bankalardaki sigorta personeli ve brokerler de ilave edildiğinde acentelik mesleğiyle ilgili çalışan sayısının 70 bine ulaştığı tahmin ediliyor. Sigortacılıkta üretilen prim üretiminin yüzde 70’i acenteler kanalıyla yapılıyor. Bir yanda sigortacılık sektörünün yıllık yüzde 20’lik büyüme potansiyeli acente sayısında artışı teşvik ederken, diğer yanda internet üzerinden satışın yasallaşması acenteler üzerinde baskı yaratıyor. Hemen her sektörde olduğu gibi altyapıyı teknolojiye uyumlu hale getiren acentelerin geleceğinin parlak olacağına şüphe yok.

Halen Türkiye’de faaliyet gösteren 16 binden fazla acentenin profiline ilişkin sağlıklı bir araştırma bulunmamakla birlikte,  Sigortacılık Eğitim Merkezi (SEGEM) tarafından sigorta acentelerine verilen eğitimlerde yapılan anketlere göre acente ve teknik personelinin yüzde 6’sı ilköğretim, yüzde 45’i lise, yüzde 15’i ön lisans, yüzde 32’si lisans, yüzde 2’si de yüksek lisans mezunu.

Sigorta Acenteleri Birliği verilerine göre lise mezunlarının da önemli bir pay aldığı acentelerin yetki sahiplerinin büyük kısmının orta yaşlarda olduğu, yüzde 40’ının kadın olduğu ve acentelerin yanında ortalama 3 kişinin çalıştığı görülüyor.

Bugün sigorta acentesi ağı tüm Türkiye geneline yayılmış durumda. Eğitimli acente sayısındaki artışın, halen Türkiye genelinde sayıları 100’ün üzerinde olan iki yıllık sigortacılık meslek yüksek okulları ile lisans eğitimi veren 7 üniversiteden mezun gençlere kariyer imkanı sağlamak suretiyle gerçekleşeceğine inanıyorum.

Biz, acenteleri sektörün lokomotifi ve olmazsa olmazı olarak görmekteyiz.  Hiç şüphesiz acenteler,  tüketicinin doğru bilgilendirilmesi ve bilinçlenmesini sağlayarak sektöre olan güveni artırmada ilk sıradalar. Sigorta sektörünün gelişebilmesi için acentelerin daha da geliştirilmesi ve güçlendirilmesi gerekiyor. Acenteler ile ilgili yasal düzenlemeleri her zaman olduğu gibi desteklemeye devam edeceğiz. 

Önümüzdeki yıllarda sektörün nasıl bir gelişim göstermesini bekliyorsunuz? Türk sigorta sektörüne yönelik orta ve uzun vadeli öngörüleriniz nelerdir? 

Türk sigorta sektörüne önümüzdeki dönemlerde ilgi daha da artacak. İstanbul Finans Merkezi projesi çerçevesinde sigortacılık daha cazip hale gelecek, AB’ye uyum sürecinde yeni ürünler piyasaya sunulacak. Bize göre yoğunlaşmanın en çok gerçekleşeceği branşlar ferdi kaza ile gelişmiş ülkelerde çok iyi seviyelerde olan mesleki ve diğer sorumluluk branşları olacak. Bu branşlara ait yeni ürün ve teminat geliştirmeler artacak, pazardan pay alma, pazarı büyütme çabaları bu yönde ilerleyecektir. Kişi başına düşen gelirdeki artışa paralel, bireysel sigortalara olan talep artacak. Teknoloji sigorta şirketleri ve aracılar tarafından yoğun olarak kullanılacak, şirket ve aracıların kurumsallaşması çok daha iyi bir seviyeye gelecektir. 
 
Gelecekte sigorta şirketleri, sigortacılık temel sorunlarını döneme özgü şartlarla yeniden oluşturarak, kârlı lokasyonlarda, doğru ürünlerle, seçilen müşterilere iyi hizmet vererek rekabette avantajlı durumda olmak mümkün olabilecektir. 

Sektörün teknolojiyi gerektiği gibi kullandığına inanıyor musunuz? Sigorta şirketlerinin ve acentelerin teknolojik yatırımları hakkında  Neler söyleyebilirsiniz?

1980’li yılların ortasından itibaren küresel değişim ile birlikte uluslararası alanda ekonomik, teknolojik ve sosyal anlamda birçok gelişme yaşandı. İletişim, bilişim, bilgisayar ve internet teknolojisinde yaşanan gelişmeler, insan kaynaklarının ve Ar-Ge faaliyetlerinin artan önemi bilgiye dayalı bir ekonomik yapıyı beraberinde getirdi. Bu değişim ile beraber klasik üretim faktörleri arasında bilgi, araştırma merkezlerinde ve şirketlerin teknik departmanlarında yerini aldı. Günümüzde artık, bilgi teknolojilerine ve yazılım pazarına yatırım yapan sektörler dünyanın en büyük ve en değerli sektörleri konumunda. Bu nedenle, Türk sigortacılık sektöründe de pazar kaybı yaşanmaması için değişimin gerçekleşmesi kaçınılmaz görülüyor.

Günümüzde teknoloji, sigorta sektöründe hasar tespit ve takibinden, poliçe işlemeye, risk hesabı ve kontrolünden, çevrimiçi satışa, saha müşteri temsilcilerinin sunum yeteneklerinden, kişiselleştirilmiş iletişim olanaklarına, tarife yönetiminden iş zekası uygulamalarına, dokümantasyon yönetiminden CRM ve çağrı merkezi uygulamalarına kağıtsız ofisten, iş süreçlerinin akışı ve yasal yükümlülüklere uyulmasına kadar pek çok safhada kullanılıyor. Şüphesiz sigorta sektörü, teknolojik gelişmelere en hızlı ve en çabuk uyum sağlayan sektörlerin başında geliyor. Biz biliyoruz ki teknolojiyi etkin kullanan şirketler, hem para hem de zamandan tasarruf sağlayabilirler. Yine teknolojinin etkin kullanılması sayesinde arşivleme dahi bir sorun olmaktan çıktı. 

Ayrıca teknolojik anlamda müşterilerine iyi hizmet sunan şirket ve acenteler, bunun karşılığını sadakat olarak alabilmekte. Gerçek analiz ve müşteriyi anlama, kişiselleştirme yapma, şirket ve müşteri arasında psikolojik bir bağ oluşturma, ürün ve hizmet sunarken etkileyici olma ve mobil teknolojiyi benimseme şirket ve acentelerin geliştirmesi gereken en önemli yönleri halini aldı. 

Teknolojinin etkin ve verimli kullanılması halinde, sigorta sektörünün pazar payını önemli ölçüde artıracak olması, işte verim artışı sağlayacağı, piyasaya girişteki engellerin azalacağı ve rekabeti artıracağı gibi nedenler bu alana yatırımı zorunlu hale getiriyor.  Zira teknoloji, bilgilerin yoğun ve hızlı bir şekilde yayılmasını mümkün kılıyor. Bu durum, sigortacıların geleneksel sistemlerini bırakarak, bazı bağlantılarını dışarıdan uzman kuruluşlara yaptırması anlamına da geliyor. Birçok yeni şirket ve acentenin, şimdiden bu konuda sağlam stratejiler geliştirmeye başladığını görüyoruz. Klasik yöntemlerle çalışan aracılar, müşterinin fazla danışma ihtiyacı hissetmediği standart ürünlerde, danışma maliyeti azaldığı için, oldukça sert bir rekabetle karşı karşıya kalacaklar. Müşterinin, özellikle poliçenin fiyatı ve sağlayacağı yararlar konusunda karşılaştırma yaparken zorlandığı ve kesinlikle tavsiye almak durumunda olduğu bazı ürünlerde ise sigorta aracısı, kendi menfaati için mecburen elektronik sisteme dönecek, finansal idare ve risk danışma hizmetlerini daha fazla sunabiliyor olacak. 


SİGORTA TEKLİFİNİZ
 
   
 
 
Paylaş
PinIT