HIZLI TEKLİF ALIN
 
 
 
 


İshan Sigorta Haber > MOTORSİKLET BİR YAŞAM BİÇİMİ

<div style="text-align: justify;">Mutluhan Honda'nın motosiklet müşterilerinden Renan Bilek ile, hayatını, oyunculuğunu, motosikletleri ve Mutluhan'ı konuştuk</div>

Beğen / Favorilere Ekle


"Öyle bir geçer zaman ki"  dizisinin çok sevilen Süleyman'ı, "Doksanlar" dizisinin ilgiyle izlenen Bekir'i ve Mutluhan Honda'nın motosiklet müşterilerinden Renan Bilek ile, hayatını, oyunculuğunu, motosiklet tutkusunu ve Mutluhan'ı konuştuk…

Sizi tanıyabilir miyiz?
1968 doğumluyum. Galatasaray Lisesi'nde okudum. Nerelisin derseniz, İstanbulluyum diyorum çünkü anne-baba da İstanbul doğumlu, ama köklerde Arnavutluk var. Beşiktaş'ta geçti çocukluğum ve gençliğim, daha sonra Anadolu yakasına yerleştim. Çünkü Avrupa yakasında yaşamak ulaşım ve trafikten dolayı artık çok zor, ama yine de karşıya geçtiğim zaman evime geldiğimi hissediyorum. Evliyim, 4,5 yaşında bir kızım var.  İletişim fakültesi mezunuyum, radyo televizyon sinema bölümünde okudum, sonra gazetecilik yüksek lisansı yaptım. Aynı zamanda müzisyenim. Oyunculukta alaylıyım ama çok değerli ustalarla çalıştım. Ferhan Şensoy'un yanında yetiştim. Önce nöbetçi tiyatroda amatör topluluğuna girdim, sonra orta oyunculara Ferhan Abi kadrosuna geçtim. 

Orada oyun müziklerini hem çaldım hem yaptım. Baktım ki müzisyenliğim ön plana çıktı, Ferhan Abinin tiyatrosunda da müzisyen olmaya başladım. Dedim ki ben ayrılayım artık çünkü tiyatro yapmak istiyorum.  Sonra hayat bana çok farklı kapılar açtı. Ancak tiyatroya başlama sebebim; müzisyen olarak sahnede nasıl duruluyor, elinizi kolunuzu nasıl koymanız lazım onu öğrenmek içindi.

Ama sahnenin tozunu yuttunuz mu bırakamıyorsunuz. Bu arada müziğimi de hep korumak istedim, kendi sözlerimi yazacağım, kendi müziğimi yapacağım diye düşündüm.  Zamanında söz yazdığım sanatçılar da oldu ancak çok da popüler kültüre inanmıyorum ve öyle bir niyetim de yok şu anda. Biraz da benim şarkılarım hayata dair şarkılar. Dolayısı ile bana özel oluyor daha çok.

Bitirdiğiniz okuldan dolayı yazarlıkta var sizde, bununla ilgili özel bir çalışmanız var mı?
Evet, sol gazetesinde yazıyorum, ayrıca "Aramızda Kalsın" isimli tek kişilik bir oyunum var, onu da ben yazdım. Ama öyle çok fazla da vaktim olmuyor hikaye, öykü, kitap yazmak için. Ferhan Şensoy'un öğrencisi olduğum için tiyatroda elim kalem tutuyor ne mutlu ki. Ama ileride bunu daha farklı değerlendirmeyi düşünüyorum. Şu anda hem vaktim yok hem de her yere birden açılmayı istemiyorum. Yaptığım işleri en iyi şekilde yapmak benim için daha öncelikli ve önemli.  Şu anda bir televizyon dizisi var çalıştığım ve onu iyi yapmak zorunda olduğum. Tek kişilik oyunum var güzel oynamak zorunda olduğum. Bir taraftan da müzisyenliğim var albüm hazırla, konserler ver diyen insanlar var, dolayısı ile artık konser repertuarı yapıp ona hazırlanmak da istiyorum. Dolayısı ile bir de kitap hazırlamaya, yazarlığımı kullanmaya vaktim kalmıyor. Eh birde ailem var, onlara da zaman ayırmam ve onlarla da yaşamam lazım. Bu yıllar da tekrar geri gelmiyor.
 
"Öyle Bir Geçer Zaman ki" dizisiyle tüm Türkiye sizinle tanıştı, bu dizinin hayatınızdaki rolünden bahseder misiniz?
"Öyle bir geçer zaman ki" dizisi devam ederken, "Aramızda Kalsın" isimli tek kişilik oyunumu sahneye koydum. Birçok kişi; "ya bu Süleyman değil mi, komedi de ne?"  gibi şeyler söyledi, yakıştıramadılar bana. Ama benim kökenim aslında Ferhan Şensoy'dan dolayı komedi. Öyle bir geçer zaman ki benim hayatımda bir dönüm noktasıdır. Beni bu diziye öneren Coşkun Irmak oldu. Nerdeyse mesleği bırakma noktasına gelecekken bu diziyle tanıştım. Tek kişilik gösterime seyircinin gelmesinde de, şu anda yaptığım işlerde de Coşkun Irmak ve eşinin büyük önemi vardır. Bunu hayatım boyunca unutmayacağım. Tabiri caiz ise ben bir park yeri arıyordum, Coşkun Irmak bana park yerini gösterdi. "Bak işte burada park yeri var, gir buraya da sıkış" dedi. Ben baktım bana park yeri küçük geliyor, yönetmen dedi ki arka tamponu arabaya kondur ön tamponla önde ki arabayı ittir yerini genişlet. Ben park ederken tabi bir de Mete Horozoğlu gel gel dedi. Bu da bu tür ilişkilerde çok önemli. Benim rolümün ön plana çıkmasında Mete Horozoğlu'nun da çok büyük desteği oldu. Süleyman'da benden parçalar var, o Galatasaray mezunuydu, çünkü ben Galatasaray mezunuyum, Süleyman gitar çalıyor şarkı söylüyor, çünkü ben de bunları yapıyorum, motosiklete biniyor, çünkü ben motosiklete biniyorum.  Ama ben çift el tabanca kullanamıyorum mesela. Yazar malzemeyi tanıyınca çok daha keyifli yazıyor. Bize de çok büyük sürprizler yaptı. Biz Süleyman'ı böyle beklemiyorduk. Süleyman'ı seyirci de sevdikçe rol ister istemez ön plana çıktı. Bu da işini iyi yapmakla alakalı, biz Mete Horozoğlu ile daha önce hiç tanışmamamıza rağmen bizi eski arkadaş sanıyorlardı çünkü çok güzel bir denge kurduk. Suskun sahnelerde bile birbirimize bakarken öyle gerçek bakıyoruz ki yönetmen bunu fark edip ayrı sahne koymaya başladı. Ben herkesin bir zamanı olduğuna inanıyorum. Benim zamanım da bu diziyleymiş. Başta Coşkun Irmak, eşi Gülizar Irmak, Zeynep Günaltan ve oyuncu olarak Mete Horozoğlu'nun benim hayatımda hep ayrı bir yeri olacak, çünkü bu dizi ve bu ilişkiler benim hayatımın en önemli kırılma noktasıdır.
 
Dizi oyunculuğu artık sizin için önemli diye düşünebiliriz o zaman?
Hem önemli hem değil diye düşünüyorum. Çünkü ben bunu bir iş olarak görüyorum, dükkan açmak gibi sabah dokuz akşam altı çalışıyorsunuz. Televizyon seyircisinin profili başka bir şey. Dizilerde oynadığınız rolü çok benimsiyor,  sizi o rolle özdeşleştiriyor ve çok ciddiye alıyor. Ben hala Süleyman olarak biliniyorum mesela. O yüzden televizyonda kötü adam rolü oynayamam diye düşünüyorum, geri dönüşümü tehlikeli olabiliyor. Ama sinema öyle değil, sinema seyircinin bile isteye seçtiği, ücret ödeyip emek harcayarak geldiği, bilinçli bir tercih.  Film boyunca içinden belki kızsa da, çıkınca vay be adam güzel oynamış diyor.  Televizyonda her gün evin içinde olduğunuz için sinemada yarattığınız etkiyi yaratmak çok güç. O yüzden sinema filmlerinde oynamak isterim. En son "Hükümet Kadın" filminin ilkinde kısa bir rol aldım, çünkü "Öyle bir geçer zaman ki" dizisi devam ediyordu ve çok büyük bir mesai harcıyorduk, zamanım yoktu. Ama bundan sonrası için düşünebilirim. Şu anda "Doksanlar" dizisinde Bekir rolünü canlandırıyorum. O da çok keyifli bir yapım ve izleyici de beğeniyle takip ediyor. Hatta haftada iki güne çıkması bile konuşuluyor kanal tarafından. Çok keyifli bir ekip var orada da, ben de zevkle ve keyifle oynuyorum.

Kaç yıldır motosiklet kullanıyorsunuz?
13 yıldır motosiklet kullanıyorum. İlk motosikletim Vespa idi, annem çok karşı çıktığı için 30 yaşından sonra ancak motor kullanmaya başladım. İzmir'de yaşadığım sıralarda ilk motorumu aldım, 59 model bir motordu ama ilk olduğu için onu kullanmak ta, onunla uğraşmakta çok keyifliydi. İzmir'den İstanbul'a gelirken orada bir dostuma bıraktım çünkü çok eski bir motor olduğu için buraya getirilecek bir durumda değildi.
 
Peki, Honda ile nasıl tanıştınız
İstanbul'a döndüğümde buranın trafiği beni çok rahatsız etti ve kaşınmaya da başladım motosiklet için. Motosiklet bakarken pek çok markayı denedim ama boyum uzun olduğu için hiç birinde çok da rahat ettiğimi söyleyemem. Yosi Mizrahi var, oyuncu, onun da BMW F 650 motoru vardı, gel bunu bir dene dedi. Onun motoruna bir oturdum, ayakta ile oturma arasındayım inanılmaz rahat ettim çökmüyorum, otururken kasılmıyorum, uzanmıyorum, dedim ki evet benim motorum böyle bir şey olacak ve sonra bakınmaya başladım. Küçüklükten beri benim için motor Japon markasıdır. Sonra bir motor beğendim ve sahibi de benim Galatasaray'dan bir arkadaşım çıktı Honda Transalp aldım ondan. Ve ilk Honda ile tanışmam bu motorla oldu ve devamında da hep Honda motorlar kullandım. 

Mutluhan'la nasıl tanıştınız?
Bir ara motosikletimi sattım ve arabaya geçtim. Ama mutsuz olmam uzun sürmedi. "Öyle bir geçer zaman ki" dizisinin bitmesine yakın Doksanlar dizisine de yeni başlamıştım. Dizinin platosu Darıca'da olduğu için iki kere arabayla Darıca'ya gittim. Dedim ki olmaz, hemen motor almalıyım ve Mayıs ayında şu anda kullandığım motorumu aldım. Tabi ki Honda dışında başka bir motor düşünmüyordum ve sizin Kızıltoprak'taki yerinize gittim. Aslında ben Honda Africa Twin bakıyordum, gönlümde o vardı. Ancak yine bir arkadaşım kullandığım motorları bildiği için sen bununla rahat edemezsin dedi ve Honda NC 700x al dedi. Hem yakıt olarak çok ekonomik, çekimlere gideceksin, hem de çok rahat bir motor dedi. Hakikaten hiç kafamda yokken sizin Kızıltoprak'taki mağazanızda denedim ve çok da memnun kaldım ve siyah rengini aldım. Mutluhan ile tanışmam böyle oldu. Orhan Bey ve Güray Bey çok ilgilendiler benimle. Daha sonra bakımlar içinde Maltepe'deki plazanıza gelmeye başladım. Burada Baran Bey ile tanıştık. Bana çok yardımcı oldu ve beni çok iyi anlayabildiğini düşünüyorum. Bir kere küçük bir problem oldu aradım hemen servisinizi, dedim "sorun var ama ben getirebilecek durumda değilim, küçük bir şey, zamanım da yok. Siz birini gönderebilir misiniz? Belki burada yapılacak bir şeydir" dedim.  Baran Bey tamam dedi ve birini gönderdi, yerinde yaptılar ve çok da memnun kaldım bu hizmet ve anlayıştan dolayı.  Uzun yıllar da devam etmeyi düşünüyorum.  Hatta araç olarak da Honda'ya geçmeyi düşünüyorum, yeni çıkan CR-V aracınızı çok beğendim. İnşallah da uzun yıllar bu ilişkimiz devam eder.



SİGORTA TEKLİFİNİZ
 
   
 
 
Paylaş
PinIT